Silindiri Boya!

Yaklaşık 1 yıl önce aldığım ve yarısını okuyarak tatil adresinde unuttuğum Bilim Teknik Dergisi Ocak 2016 sayısının diğer yarısını bu tatilde okudum. Dergide rastladığım ve oldukça hoşuma giden bir soruyu 2 adet soruya dönüştürerek sizlerle paylaşıyorum.

2. dönemin ilk matematik dersinde açılış sorum büyük ihtimalle bu soru olacak.

Soru1- Bir silindir aşağıdaki şartlar sağlanmak şartıyla 2 değişik renge kaç farklı şekilde boyanabilir?

1- Üç yüzeyin(2 taban ve 1 yan alan) her biri tek bir renge boyanacak
2- Boyanmış bir silindirin farklı sayılabilmesi için ne şekilde döndürülürse döndürülsün başka bir silindirle aynı olmaması gerekir.

Soru2- Aynı soru ve şartlar 3 değişik renk için sorulsaydı cevap ne olurdu?

Cevap:

Okumaya devam et

Beyaz Zambaklar Ülkesinde

Öğrencim Gökçenur Şahin’in elinde gördüğüm, Finlandiya’nın başta eğitim alanında olmak üzere gösterdiği gelişimi anlatan Grigory Petrov’un “Beyaz Zambaklar Ülkesinde” adlı kitap, arka kapağını okuyunca daha da ilgimi çekti. Meşhur Finlandiya eğitim sistemi hakkında bir takım bilgilere sahiptim. Ancak Fin eğitim siteminin nasıl bir gelişim süreci gösterdiğini, Finlandiyadaki eğitim alanındaki aydınlanmanın nasıl gerçekleştiğini anlamam açısından bu kitap bana daha düzenli bilgi sunabilirdi ve sundu da. Sağolsun öğrencimin ödünç olarak verdiği kitaptan bir çok bilgiler edindim. Finlandiya halkının bir zamanlar inanılmaz derecede cahil, yoksul, bulaşıcı hastalıkların pençesinde, çaresiz ve perişan bir halde olması ve büyük bir kısmı kaya, buzul ve bataklıklardan oluşan bir ülkenin inanılmaz gelişimi beni oldukça şaşırttı.

Bu yazımda bu kitapta ilgimi çeken bölümlerden kısa bir şekilde bahsedeceğim.

“Gara inersin, bir yolcu gibi büfeyi ararsın. Bütün Avrupa’da büfenin ne olduğunu, orada her şeyin üç misli, beş misli fiyatla satıldığını herkes bilir. Fin büfesinde, Fin lokantasında olduğu gibi, bildiğim kadarıyla hiçbir şey satılmaz. Büfeye sofra kurulur. Yemekler büyük bir orta masasına konur. Rafların bir kenarında her çeşit tabak, kaşık, çatal görünür. Her şey masaya açık olarak konulmuştur. Kimse dağıtım yapmaz. Yemek, içmek isteyen her yolcu dilediği şeyi kendisi alıp doldurur. Doyasıya yiyip içer. Öğle, akşam yemekleri için 1-1,5 markkayı kendisi kasaya öder.(1860’tan 2001’e kadar Finlandiya’da kullanılan para birimi. Finlandiya’nın Euro’yu kullanmasıyla birlikte tedavülden kaldırılmıştır. Euro ile değiştirilirken  1 markkanın değeri yaklaşık 1 Euro kadardı.)

Biz de tam tersi olmuş. Atalarımız bir zaman borçlunun borcunun silindiği ve borcunun kimin tarafından ödendiğini bilmediği Zimen defteri ve ihtiyacı olanın ihtiyacı kadar parayı aldığı sadaka kutuları gibi uygulamalara yer verirken, şimdi dükkanlardan, mağazalardan, camilerden yardım paralarını çalar hale gelmişiz.

Zimen defteri ile ilgili yazıyı okumak için tıklayınız.

Viburg’ta ötelde 2 hafta kaldığım halde kaç gece yattığımı, ne zaman gideceğimi, kaç defa öğle ve akşam yemeği yediğimi bilmiyorlardı. Hesabı benim yapmam, ona göre ödeme yapmam gerekti.

Tramvaya binersin biletçi yok. Kontrolör yok. Parayı kutuya atar, dilediğin yere gidersin.”

Finli bir öğretmen bunun nedenini şöyle açıkladı. “Rusya’da bütün Avrupa’da olduğu gibi, halka güven olmadığı için bilet satılırsa, kondüktörü denetlemek için kontrolör konulursa, peki o zaman kontrolörleri kim denetlesin? Biz, kontrolörlere değil halka, insanlara inanırız…

Hemen burada şu Türk işi olay aklıma geldi. Ormanı korumak için bir bekçi görevlendirmişler. Daha sonra demişler ki bu bekçiyi denetlemek için başına bir müdür lazım. Bekçinin başına müdür atadıktan sonra, ya buna bir de sekreter, çaycı ve şoför verelim demişler. Gel zaman git zaman ekonomi kötüye gidince,  personelden tasarruf edelim demişler ve bekçiyi işten çıkarmışlar.

Başka bir bölüm;

Her tarafında okullar bulunan ülkede çok sayıda gazete çıkmaktadır ve her kasabanın kendi yerel gazetesi vardır. 18.000 nüfuslu Vyborg’da ikisi Fince, ikisi de İsveççe olmak üzere 4 gazete yayınlanmaktadır. Hemen hemen her bir aile bir gazeteye abonedir.

Bir olay anımsıyorum: Köyün birinde fakir ama çok temiz iki kulübe var. Kulübelerden biri bacakları olmayan, yalnız yaşayan yaşlı bir adama, diğeriyse 10 yaşındaki kız torunuyla yaşayan kör ve yaşlı bir kadına ait. Bu yaşlı ve fakir iki insan ortaklaşa bir gazeteye abone olmuşlar. Küçük kız her gün postaneye gidip gazeteyi alıyor. Eve geldikten sonra büyükannesinin elinden tutarak bacakları olmayan yaşlı adamın evine götürüyor ve gazeteyi onlara okuyor.

Finlandiya’da halkının en eğitimsiz ve fakir kesimleri bile ölmeden önce fikir üretmeye devam etmektedirler. İnsanlar hiçbir şekilde yoksulluklarından utanmıyorlar ve kendi inandıkları gibi yaşıyorlar.

Finlandiya halkının hayatı ekonomik, siyasi, sosyal ve entellektüel açıdan çok iyi düzenlenmiş ve kurgulanmıştır. Ülke halkının Suomi dediği Finlandiya vatandaşlarının dürüstlüğü ayrıca üzerinde durulması gereken bir konudur. BU ÜLKEDE BULUNMAMIŞ BİRİNE FİN DÜRÜSTLÜĞÜNÜ ANLATMAK; DAHA DA ÖNEMLİSİ ONU BUNA İNANDIRMAK NEREDEYSE İMKANSIZDIR.

Finlandiya yeni bir ülkedir ve bütün bu başarıları 70-80 yıllık azimli bir çalışma sonucu elde etmiştir ve eriştikleri bu yüksek uygarlık düzeyi bütün halkın ortak eseridir.