Pirinçten Yalan Makinesi

Eskiden Çinliler yalan makinesi olarak pirinci kullanırlarmış. Önce kişiden,soru sorulmadan önce ağzına bir miktar pirinç koyarak pirinci bir seferde dışarı çıkarması istenirmiş. Daha sonra da soru sorulduktan sonra aynı şey tekrarlanırmış. Eğer kişi yalan konuşuyorsa heyecandan ağzı kuruyacağı için ağzından daha fazla pirinç çıkarmış.Böylece yalan konuştuğu anlaşılırmış.

Kaynak : Bilim Teknik Dergisi

Ocaktaki Tüpler Neden Alev Almaz?

Ocak yandığında alev tüpe kadar ilerleyemez çünkü gaz, tüpün içinde yüksek basınç altında sıvı olarak depolanmıştır.Bu basınç hava basıncından daha yüksek olduğundan,havadaki oksijenin borunun içinden geçip tüpün içine girmesini engeller. Ayrıca doymuş buhar ilkesi gereğince ,tüpün içindeki gazın tamamı kullanılana kadar basınç aynı seviyede kalır. Ayrıca önlem olarak bazı tüplerin ağzında ısıyı hızlı iletebilen ve içerdeki gazın tutuşma derecesine kadar ısınmasını engelleyen metal bir halka bulunur.

Kaynak : Gündelik Bilmeceler Kitabı

 

Atma Recep Din Kardeşiyiz

Hep duyduğumuz bir deyişin çıkış noktasını  öğrenince eminim siz de güleceksiniz.

Balkan devletlerinin büyük bir kısmı ve bu arada Arnavutluk, Osmanlı İmparatorluğu yönetiminde iken, Arnavut eşkiyalar sık sık dağa çıkıyor ve hükümet kuvvetleri de onları yakalamak için peşlerine düşüyorlarmış. Recep isimli bir eşkıyanın çetesi dağda kuşatılmış, artık çıkar yol kalmadığını gören çete elemanları saklandıkları yerden çıkarak bağırmaya başlamışlar:

“More atmayın, biz din kardeşiyiz, teslim olacağız.”

Hükümet kuvvetleri, ateşi kesmiş ve çeteyi teslim almış, Recep ve çetesi teslim olduğu için az bir ceza ile kurtulmuştu.

Recep, cezasını çekip köyüne döndükten sonra, olanı biteni köylülere anlatırken:

“More vallahi, zaptiyeleri öldürecektik, ama çotuğumuz çocuğumuz var diyerek yalvardılar. Biz de acıdık ve canlarını bağışladık ”

Bu arada köylülerin arasında bulunan Recep’in çetesinden biri, artık dayanamamış ve:

“Atma Recep, biz de din kardeşiyiz” demiş.

Kaynak : Çıkar Ağzındaki Baklayı(Deyimlerimizin Öyküleri) – Orhan YORGANCI

Tavsiye ederim çok güzel bir kitap.

Güneşe daha çok yaklaştığımız halde, en yüksek dağların tepeleri neden çok daha soğuktur?

Tubitak Merak Ettikleriniz köşesinde sorulan güzel bir soru ve cevabı.

Güneşe daha çok yaklaştığımız halde, en yüksek dağların tepeleri neden çok daha soğuktur? (Önder Candaş)

Bunun sebebi dağların tepelerinin merkeze uzak olmasından dolayı yer çekiminin görece azalmış olması, sonuç olarak da buralarda hava tabakasının incelerek ısıyı daha az tutabilmesidir. Ayrıca bir dağın tepesinde bulunmanın sonucu olarak Güneş’e yaklaştığımızı düşündüğümüz mesafe, orantısal olarak düşünürsek, Güneş ile Dünya arasındaki asıl uzaklık ele alındığında oldukça önemsiz bir büyüklükte.
B. Duygu Özpolat

Gel-Git Olayından Faydalanan Alman Denizaltıları

Almanlar 2 .Dünya Savaşı’nda Norveç’te bulunan İngiliz Savaş gemilerinin bulunduğu bir limanı denizaltılarını kullanarak bombalamak istiyordu. Ancak  denizaltıların limana girmesini sağlayacak kadar su yüksek değildi. Gel-gitin en tepede olduğu zamanda bölgedeki su yüksekliğindeki artışla birlikte denizaltıların limana gireceğini hesaplayan ismini unuttuğum bir SS subayının emri ile Alman denizaltıları limandaki savaş gemilerini bombalıyor.

Kaynak:  Bu bilginin kaynağını kaybettim açıkçası. Ama önceden yayınlanan ve ayaküstü okuduğum bir dergiydi. Geo Dergisi, Bilim Teknik Dergisi, Ntv Bilim ya da NTV Tarih dergilerinden birisi veya ismini unuttuğum bir dergi olabilir. Hatırladığım tek şey bilgiyi bir dergiden edindiğim. Denizaltıların bu operasyonu ile ilgili bilgi sahibi olan arkadaşlar benimle konuyla ilgili kaynak paylaşırsa sevinirim. İnternette bu konu ile ilgili hiç bir bilgiye ulaşamadım.

Bilginin kaynağı ile ilgili Bilim Teknik Dergisi, Popular Science Dergisi ve Atlas Tarih Dergilerine elektronik posta gönderdim. Sadece Bilim Teknik Dergisi Yayın Yönetmeni Sayın Dr. Murat Yıldırım’dan daha fazla bilgi vermem halinde ilgili konuyu bulabileceklerini belirten bir cevap aldım.

Uzun Ama Çok Çok İlginç Bir Makale

Bu yazı uzun olmasına rağmen bir solukta kendisini okuttu. Okuduklarınızın gerçekliği konusunda şüpheye düşeceğinizi garanti ederim.

Yarıyı İhmal (hemineglect) Sendromu :

Yarıyı ihmal (hemineglect) sendromunda baş sağa dönüktür; hasta vücudunun sol yarısını yıkamaz, traş etmez ve giydirmez; tabağın soluna konulan yemekleri yiyemez; sayfanın sol yarısını okumaz, yazarken kağıdın sol yarısını boş bırakır ve saat resminin yalnız sağ yarısına rakamlar koyar, yüzün sağ yarısını çizer. Sol kolunun ve bacağının kendine ait olduğunu kabul etmez; bir yabancıya ait addettiği kolunu ya da bacağını yataktan dışarı atmak isterken kendini yerde bulur. Solundaki kişi ve binaları farketmez. Bu sendrom kişiyi dış çevreden haberdar edici sistemin bozukluğuna bağlıdır. Bu sisteme çevre kıvrım (girus cingularis) kabuğu, yan lob kabuğunun arka bölümü, alın lobu göz alanları, çizgili cisim (corpus striatum)ve talamusun pulvinar çekirdeği dahildir. Bu bölgeler çevremizin üç boyutlu(uzay) haritasını, duyu haritasını ve hareket haritasını saklar. Sol yarıküre sağ alanımızı, sağ yarıküre hem sol, hem sağ alanımızı haritalar. Bu nedenle, sol yarıküre hasarı sağ yarıda ihmal yapmaz; çünkü sağ yarıküre sağ ihmali telafi eder. Sağ yarıküre hasarı sol yarıda ihmale neden olur.

 Apraksi : Okumaya devam et

Çok Başarılı Bir Skeç

Michael FARADAY-İlginç Bir Yaşam Ve Etkileyici Bir Başarı Hikayesi

Bir çok bilim adamının yaşam öyküsünü okudum. Ama hiç biri beni bu kadar etkilemedi. Bilim Teknik dergisinde okuduğum makale umarım sizlerin de ilgisini çeker.

Faraday, neredeyse yoksulluktan, yitip gitmek üzere olan bir aileden, yoktan yetişti. Şimdilerin Londra’ya bağlı olan Elephant and Castle bölgesinde, 22 Eylül 1791’de doğdu. Babası ağır hastalığıyla uğraşırken, demircilik zanaatini zar zor icra edebiliyor ve dolayı sıyla da ailesini zor bela geçindiriyordu. Annesi, büyük hoşgörüye sahipti ve ailenin temel direğiydi. Faraday’ı n zor çocukluğunda ona büyük destek çıktı. Faraday üç kardeşten biriydi. 13 yaşında, yalnızca okuma ve yazma bilen biri olarak okulu bırakmak zorunda kaldı. 14 yaşına geldiğin de büyük bir bilim adamı olma yolunda başına gelen çok büyük iki olaydan biri geçekleşti. Kitapçı ve ciltçi dükkanı olan George Ribeau için gazete dağıtıcılığı yapmaya başladı. Michael’i çok seven Ribeau ona yedi yıl süren bir çıraklık önerisinde bulundu. Faraday öneriyi büyük bir zevkle kabul etti; Okumaya devam et

Daha Ne Kadar Küçülecek?

Bu yazıyı okuyunca aklıma 2002 yılında aldığım 64 MB’lık usb belleğimin ne olduğunu soran müfettiş geldi.(o zamanlar bulunduğum yerde en fazla 128 MB’lık bellekler vardı, 256 MB’lık bellekler siparişle getirtiliyordu ve çok çok pahalıydı. Yanlış hatırlamıyorsam) 1,44 MB’lık disketlerin yaygın olduğu zamanlarda elimdeki küçücük cihazın yaklaşık 45 disketin aldığı veriyi alabileceğini söyleyince müfettiş gerçekten çok şaşırmıştı.

Teknoloji akılalmaz bir hızla ilerliyor.İlk genel kullanım amaçlı bilgisayar ENIAC 167 metrekare büyüklüğünde bir odaya sığıyordu ve ağırlığı 30 ton kadardı.Yaklaşık maliyeti ise 6 milyon dolardı ve çalışabilmesi için 1500.000 watt enerjiye ihtiyacı vardı.ENIAC ilk deneme çalışmasına 1945 yılında başladı.Bu devasa makinenin işlemci gücü 0,05 MIPS(saniye başına milyon komut) kadardı.Bugün sıradan bir akıllı telefonun ağırlığı yaklaşık 100 gr (ENIAC’ın 300.000’de biri), işlemci gücü ise 200 MIPS (ENIAC’ın 40.000 katı), güç ihtiyacı saatte 0,5 watt (ENIAC’ın 300.000’de biri), fiyatı ise yaklaşık 500 dolar (ENIAC’ın 12.000’de biri) kadar. Bu iki bilgisayarın arasındaki farkın temel kaynağı insanoğlunun mikrometre büyüklüğnde malzeme üretebilme yeteneği kazanmış olması. Nanometre ölçeğine indiğimizde neler olabilir?Albert Einstein’ın dediği gibi “Hayal etmek bilgiden daha değerlidir”.

Kaynak: Bilim Teknik Dergisi Şubat 2012 Sayısı Sayfa:52

Hangisi Farklıdır?

Hangisi farklı? (Üç farklı cevabı var) 2,3,5,7,11,13,15 Okumaya devam et